Peder Gapon ve Kanlı Pazar - Rus Devrimi Devamı

Peder Gapon ve Kanlı Pazar

Çarlık hükümeti daha önce kullanılan sansür, sürgün cezaları ve fabrikalardaki hükümet ajanlarının yetersiz kaldığını görünce işçi hareketini içerden etkisizleştirmek için farklı bir yönteme başvurmaya karar verdi. İşçileri hükümetin tarafına çekmek ve hükümete duydukları güvensizlikleri ortadan kaldırmak için işçi psikolojisinden iyi anlayan ve hükümete sadakati kanıtlanmış ajanlar işçilerin arasına gönderilecekti. Moskova için Zubatov, St. Petersburg için ise Peder Gapon bu yeni strateji doğrultusunda hükümet tarafından görevlendirildiler. Moskova’da Zubatov’un maskesi çabucak indi, ancak St. Petersburg’da Peder Gapon oldukça başarılı oldu. Kurduğu “St. Petersburg Kenti Fabrika ve Maden İşçileri Meclisi” adlı bir örgütün St. Petersburg’un bütün kesimlerinde şubeleri açıldı. Sosyalist-Marksist söylemlerle örgüt 1905’in başında yaklaşık 20.000 üyeye ulaştı.
Gapon, örgüte işçi eyleminin bastırılmasını amaçlayan bir plan önermişti. Bu plana göre, 9 Ocak günü işçiler kilise bayrakları ve Çar’ın portresini taşıyarak saraya doğru yürüyecekler ve isteklerini dile getiren bir dilekçeyi Çar’a sunacaklardı. Çar da onları dinleyecek ve bu iyiniyetli girişimi olumlu karşılayarak onlara yardım edecekti. Dilekçenin maddelerinin görüşüldüğü toplantılarda bulunan Bolşevikler, işçileri, bunun için tertip olabileceği konusunda uyarmışlar, ama çoğunluğu inandırmayı başaramamışlardı. İşçileri bu girişimden vazgeçmeyeceklerini anlayan Bolşevikler hiç değilse dilekçeye bazı maddelerin konmasını sağlamak istediler, bunda başarı sağladılar: Dilekçeye basın özgürlüğü, düşünce özgürlüğü, işçilerin dernek kurma özgürlüğü, Rusya’da siyasal rejim yapısında gerekli değişiklikleri yapacak bir Kurucu Meclis’in toplanması, yasalar önünde ayrılması, savaşın sona erdirilmesi, 8 saatlik iş günü ve toprağın köylülere verilmesi yolunda istekler eklendi.

İşçiler 9 Ocak 1905 sabahı Çar’ın sarayına doğru yaşlı ana babaları, eşleri ve çocuklarıyla birlikte ilahiler söyleyerek ilerliyorlardı. Sayıları 140 bini aşıyordu. Başkentte karşılarında 9.000 piyade ve 3.000 askerden oluşan birlikleri gördüklerinde ise artık çok geçti. Çar II. Nikola, kendisinden yardım istemeye gelmiş bu silahsız işçi topluluğuna ateş açtırdı. Binden fazla işçi öldürüldü, iki binden fazlası da yaralandı. Öldürülenler, tutuklananlar arasında Bolşevikler de vardı.
Bu “Kanlı Pazar” olaylarının yankısı çok büyük oldu. Çar’dan istediklerini alamayacaklarını anlayan işçiler daha da radikalleşti. Bütün ülkede grevler, gösteriler yapıldı. Kitleler “Kahrolsun zorbalık!” sloganlarıyla sokaklara dökülmüştü. Ocak ayında grev yapan işçilerin sayısı 400 bini buluyordu. Bir ay içinde son on yılın toplamından daha çok işçi greve katıldı.
1 Mayıs gösterileri sırasında birçok kentte, işçilerle polisler ve askerler arasında çatışmalar çıktı. Varşova’da göstericilere ateş açıldı ve yüzlerce insan öldürüldü. Bunun üzerine Varşova’da işçiler genel bir protesto grevine gittiler. Grevcilerle göstericiler Çarlık askerleriyle çatıştılar. Polonya’nın Lodz sanayi merkezinde işçiler sokaklarda barikat kurdu ve Çarlık birliklerine karşı üç gün savaştı. Bu savaşlar Rusya’da ilk silahlı işçi eylemi idi.
lvanovo-Voznesenk şehrindeki grevler iki buçuk ay kadar sürdü. Grevi yönetenler Bolşevik Kuzey Komitesi’ydi. Greve katılan işçiler, birçoğu kadın olmak üzere 70 bin kadardı. Çar’ın askerleri burada da işçilerin üstüne ateş açtı; çok sayıda ölen yaralanan oldu.
Bir süre sonra kırlık bölgelerde ayaklanmalar başladı. Köylüler büyük toprak sahiplerine karşı ayaklandılar. Çiftlikleri, şeker rafinelerini ve şarap yapımevlerini basıp, konakları, malikâneleri ateşe verdiler. Bazı yerlerde ise toprağa el koyup, çiftliklerin halka devredilmesini istediler. Toprak sahipleri korkuya kapılmış, kentlere kaçmaya başlamışlardı. Çar’ın askerleri köylülere ateş açıyor; tutuklamalarla sindirilmek isteniyordu. Köylü ayaklanmaları durmadı ve Volga bölgesine, Transkafkasya’ya, Gürcistan’a yayıldı.

Sosyal-demokratlar köylü eylemlerini desteklediler. Toplantılar düzenleyip köylüleri örgütlediler, köylü komiteleri kurdular. 1905’in yaz aylarında tarım emekçileri, örgütlü grevler düzenledi.

1905 Rus Devrimi

1905 Rus Devrimi



Yirminci yüzyılın en önemli ve büyük devrimi sayılan Rus Devrimi 1905 ve 1917 yıllarında iki aşamada gerçekleşti. Eski Rus takvimine göre 9 Ocak olan 22 Ocak 1905 günü Georgii Apollonoviç Gapon adında bir papazın önderliğinde 140 bin işçinin Çar’a dilekçe vermek için Kışlık Saray’a yaptığı yürüyüşte, askerlerin açtığı ateşle binden fazla işçinin ölmesiyle 1905 Devrimi’nin ilk adımı başlamıştı. İşçilerin istekleri iş gününün sekiz saate indirilmesini, asgari ücretin arttırılmasını ve fazla çalışmanın kaldırılmasını kapsıyordu. Binden fazla işçinin ölümüyle biten yürüyüş Pazar gününe rastladığı için, bu olay Rus tarihine “Kanlı Pazar” olarak geçti.
Rus Devrimi’nin nedenlerini ve niteliğini daha iyi belirtebilmek için, o dönemin koşullarını kısaca gözden geçirmekte yarar vardır.
XX. yüzyılın baslarında Çarlık Rusya’sında, yüzyıllardır değişmeyen yapısıyla tarım, toprak köleliğine dayanmaktaydı. Yeni gelişmekte olan sanayi kesiminde de çalışma koşulları kötüydü. Giderek bir sanayi proletaryası oluşmakta, proletaryanın yüzde 24’ü, birden fazla işçi çalıştıran fabrikalarda çalışmaktaydı. Beş yüzden fazla işçi çalıştıran fabrikaların genel oranı ise yüzde 34 dolayındaydı.


1900-1903 yılları arasındaki ekonomik bunalım halkın Çarlık rejimine olan tepkisini artırmıştı. Bu dönemde emekçi yığınlarının yaşama koşulları daha da zorlaşmış, yaklaşık üç bin kadar iş yeri kapatılmış, yüzbinlerce fazla işçi sokağa atılmış, çalışan işçilerin ücretleri düşmüştü. Bu yıllarda grevler çoğalıyor, ekonomik grevlerin yerini siyasal nitelikleri grevler alıyor ve büyük çapta gösteri yürüyüşleri düzenleniyordu. Marksist Sosyalist-demokrat örgütler işçi sınıfı hareketinin gelişmesiyle büyümüş, güç kazanmıştı. Lenin’in kurduğu ve yönettiği Iskra (Kıvılcım) gazetesi dağınık Sosyal-demokrat çevre ve grupları bir araya getirmiş ve ikinci parti kongresinin toplanması konusundaki faaliyetini yoğunlaştırmıştı.
1903 yılında toplanan ikinci kongre sonunda Rus Sosyalist-Demokrat İşçi Partisi kuruldu. Bu kongre sırasında partinin çizgisini belirleme konusunda “Bolşevik” ve “Menşevik” olmak üzere iki grup ortaya çıktı. Menşevikler Lenin’in savunduğu biçimde bir militan-devrimci partiye karşıydılar ve işçi sınıfının önderliğine inanmıyorlardı; liberal burjuvaziyle uzlaşacak bir parti kurulmasından yanaydılar. Plehanov’un önderliğindeki Menşevikler Iskra gazetesini ve Merkez Komitesi’ni ele geçirmişler ve partiyi bölme yolunda girişimlerde bulunmuşlardı. Bolşevikler, karşı tarafı engellemek için Üçüncü Kongre’nin toplanmasını desteklemişler, mahalli örgütlerini birleştirmişler ve kendi gazeteleri olan Uperyod’u (İleri) çıkarmaya başlamışlardı. Böylece Rus- Japon savaşı öncesinde Bolşeviklerle Menşevikler iki ayrı siyasal grup halindeydiler.

Bolşevikler 1904 yılında Bakü’de büyük ve iyi örgütlenmiş bir grevi yönetti. Grev başarıyla sonuçlandı ve petrol işçileriyle petrol sanayicileri arasında, Rus işçi sınıfı tarihinde ilk olarak bir toplu sözleşme imzalandı. Bu grev Rusya’nın çeşitli bölgelerinde işçi eylemlerini hızlandırdı.

SRGZ Blog Ne Paylaşıyor






Blogun bir süredir el değiştirmesinden ve güncel kalması için çeşitli paylaşımlar yapılmış belirli bir çizgide gitmesi zorlaşmıştır. Yakın zamanda toplumsal sorunlar, güncel sorunlar ve memlekette ve dünyada yararına veya zararına inandığımız örgütlenmeler hakkında yaptığımız araştırmaları fikir ekleyerek paylaşmayı amaçlıyoruz. 

Belli bir gruba veya etnik kökene yahut dine hiçbir şekilde saldırılmasından yana değiliz ancak farkında olduğumuz tehlikelerin sizin de farkında olmanızı sağlamak, taraflı gazetecilik ve haberciliğin yaygın olduğu günümüz medyasına bir alternatif olarak yaşanan bir olayın her yönden ele alınmasını ve işin aslını görebildiğimiz- öğrenebildiğimiz ölçüde sizinle paylaşmayı hedefliyoruz.

Ne oyuna gelip memleketi bölmeye maşa olmak ne de oyunun farkında olmak ama boşvermiş bir ruh haline bürünmek... Bu memleketi sevdiğini iddaa eden ya da özellikle son zamanlarda ortaya çıkan toplumsal olaylardan ve perde arkasındaki siyasi oyunlardan rahatsız olan herkes gerekli duyarlılığı göstermek zorundadır. Hır-gür çıkarmak ve heyecana kapılarak mantıktan yoksun bir şekilde hareket etmek, bu tarz oluşumlara katılmak memleketi bölmeye ve işgale açık hale getirmeye alenen destek vermektir.

Dolayısıyla duyarsız olmamak ama harekete geçmeden önce işin aslını astarını detaylıca tarafsız şekilde araştırıp görmek gerekir. Bu fikirden yola çıkarak oluşturacağımız paylaşımları da sorgulamadan kabul etmemenizi rica ediyoruz...

10 Kasım Mustafa Kemal Atatürk

Yokluğunun 77.Yılında Emanetlerinin Saygı ve Minnetiyle Anıyoruz...

"Beni görmek demek yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kafidir."


İnternet Teknolojileri Derneği

Merkezi İstanbul'da olan İNETD(İnternet Teknolojileri Derneği) ücretsiz açık kaynak kodu ve özgür yazılım üzerine çalışan kişileri ve kurumları bir araya getirmeyi amaçlayarak kurulmuştur.



Dernek senelik aidatı olarak ocak ayında 10 euro baz alınarak Yönetim Kurulu tarafından TL. karşılığı belirlenir.

Derneğin Kurucuları öğretim üyeleri, yönetici ve alanının uzmanı olan 7 kişiden oluşuyor.

Eşref Adalı - Osman Haluk Bingöl - Demet Beratiye Canbakan - Füsun Tunalı - Hasan Ataman Yıldırımn - Mehmet Semih Pekoln - Deniz Turgay Altılar

Derneğin Şu Anki Yönetim Kurulunu

Başkan: Mustafa Akgül - Başkan Yardımcısı: M. Ufuk Çağlayan - Sayman: Yavuz Günalay - Yazman: Volkan Öztürk - Üye: Zerrin Ayvaz Reis

oluşturmaktadır.

Boşvermişlik mi Toplumsal Diriliş mi?

Boşvermişlik mi Toplumsal Diriliş mi?

Genel manada benim yaşımda olanlar ucu ucuna kurtulan son nesil neyin ne olduğunu anlayabilecek kadar sanırım, 2-3 yaş küçük gençlere bakıyorum ya amerikan çakması dizilere özenen lakait bir hayat tarzı yaşıyorlar ya da mafyavari ruh haline giriyorlar. Toplumsal duyarsızlık popüler bir durum haline gelmiş, iyi insanlarla alay edilir algısı oluşturulmuş.  İnsanlara yardımcı olmanın ulvi durumundan bihaber kalınmış.

Toplumdaki sorunları çözmeye çalışan, toplumsal duyarlılığı, iyilik yapmayı yaymak isteyen insanların zayıf olmak gibi, genel olarak gününü rahat geçirmek gibi bir lüksü yoktur. Düzgün insanlar rahatından, kibrinden taviz vermedikçe, düzgün insanlar güçlü olmadıkça haklı olan, masum olan hep ezilecek.





Bunun farkında olan birçok büyüğümüz var biz, farkında olan gençler olarak, amacımız bunları onlara öğretmek değil, bunları yapabilmek için onların yol göstericiliğine, tecrübelerine, desteğine ihtiyacımız var çünkü doğru olup karşısında durduğumuz yanlışlar ve yanlış kişiler bizden güçlü olduğunda bu dava yere düşer...

Her zaman akıllı ve vicdanlı hareket etmek , kötülüğe her zaman hazırlıklı olmak ve çelik gibi bir iradeyle karşılık vermek gerekir. Her zaman okumak ve bundan zevk alır hale gelmek gerekir. Okunan bir masaldan da saçma bir yorumdan da bir ders çıkarmak gerekir.

Siyaset, müzik, bilim vb. hiçbir konu için benim işim değil benim alanım değil dememek her konuda bilgi sahibi olup fikir yürütebilecek derecede kendimizi eğitmek gerekir. Ancak bu şekilde karşılaştığımız olaylar tüm yönleriyle anlayıp değerlendirme şansına sahip olabiliriz.

Bilmek ama bilmişlik yapmamak, dik durmak ama diklenmemek temel duruşumuz olmalıdır.

Vatan için ölmek kolay biraz gözünü karartıp ölürsün, peki bu vatana ne kazandırır? Eğer cesaretin varsa ölüm gelene kadar bu vatanın sevinci kadar acılarına da katlanmak, acıyı ortadan kaldırmak için çalışman gerekir.



Duygularımı anlatan iki şiirden alıntı yapmak istiyorum;

Mehmedim sevinin başlar yüksekte
Ölsek de sevinin eve dönsek de
Sanma bu tekerlek kalır tümsekte
Yarın elbet elbet bizimdir
Gün doğmuş gün batmış ebed bizimdir.

Necip Fazıl Kısakürek



Yüreklerin kulakları sağır...
Hava kurşun gibi ağır...

Ben diyorum ki ona:
— Kül olayım Kerem gibi yana  yana.
Ben yanmasam sen yanmasan biz yanmasak,
nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa..

Nazım Hikmet

Remarketing ve Tanıtım Yazıları

Bu makalemizde yine sizlere tanıtım yazılarından bahsedeceğim. Tanıtım yazıları ile remarketing kavramı arasında nasıl bir ilişki kurduğumu anlatmaya çalışacağım.Evvela ''remarketing nedir'' sorusunun cevabını vererek başlayalım.



Remarketing Nedir?
Remarketing, yeniden pazarlama manasına gelmektedir. Bu kavram reklam dünyasına Google Adwords ile girmiş bir kavramdır. Google, bir siteyi daha önce ziyaret etmiş kullanıcılara tekrar ziyaret ettiklerinde reklamınızın o kullanıcıya gösterilmesidir. Daha önce kullanıcının incelediği bir markayı yada ürünü ziyaretçinin başka zamanlarda tekrar görmesini sağlamak da diyebiliriz.

Kaba taslak olarak remarketing kavramını açıkladıktan sonra tanıtım yazılarının
http://blog.milliyet.com.tr/tanitim-yazilari-yeniden-pazarlama-ornegidir/Blog/?BlogNo=455821

Hangi Konu Üzerine Blog Açmalıyım?


Son zamanlarda bir çok kişiden mail almaya başladım. Hepsinin ortak sorularından birisi de ''Hangi konuda blog açmalıyım? oluyordu. Elimden geldiği kadar hepsini doğru bir şekilde hobilerine, zevk alacağı yazılar yazabileceği iştirak konularına yönlendirmeye çalıştım. İnternette küçük bir arama yaptığımda bu konu üzerine yazılmış bir makale olmadığını, çıkan sonuçların ise forumlardaki sorulardan ve yanıtlardan ibaret olduğunu gördüm.

Blog Yazarlığına ilk başladığım zamanlarda önümüzde bizim gibi tecrübeli kişiler yoktu. Belki de Blog Yazarlığının tüm cefasını biz çektik. Yabancı blog yazarlarının yazılarını inceleyip satır aralarından yeni şeyler öğrenmeye çalışıyorduk. 2014 yılında bir çok tecrübeli ve başarılı blog yazarları, blog yazarlığı yapmak isteyenler için bulunmaz nimettir. İletişim bölümünden soracağınız her türlü soruya cevap veriyorlar ve faydalı bilgiler ile yeni blog yazarı adaylarını doğru bir şekilde yönlendirmeye çalışıyorlar.

Blog Yazarlığı için takip etmeniz gereken adımları aşağıda kısaca sıralayacağım.


  • Blog konunuzu seçin!
  • Yazı yazma stratejinizi belirleyin!
  • Blog konunuz ile alakalı diğer blogları takip edin!
  • Güzel yazılar yazmak için kendinize belirli zamanlar ayırın!
  • Özgün ve güncel yazılar yazın!
  • Yazdığınız yazılar insanları bilgilendiren yazılar olsun!
  • Bilmediğiniz/denemediğiniz konuda yazılar yazmayın!
  • Sade ve içeriğinizi ön plana çıkarak bir tasarım seçin!


Yukarıda sıraladığım vasıfları ve gereklilikleri yerine getirdikten sonra makalemizin asıl konusu olan Blog Konusu Seçme mevzusuna dönebiliriz.

Blog konusu seçerken dikkat etmeniz tek gereken şey, ilgilendiğiniz, sevdiğiniz ve yazarken zevk alacağınız bir konu belirlemenizdir. Örneğin; benim blogum olan SRGZ blog, Webtasarım ve Teknoloji blogudur. Bu konuyu seçmemin sebebi webtasarım ve teknoloji konularına olan merakımdır. İnternette vakit geçirirken yeni webtasarım bilgileri öğrenir, gelişen teknolojik ilerlemeleri takip ederim. Bu takiplerim sonunda da belirlediğim stratejiye göre özgün makaleler üretirim.

İnsanlar sevdiği ve hobisi olan konuları bilmesine rağmen yine de blog konusu belirlemede sıkıntı yaşıyorlar. Aşağıda bazı blog konusu önerilerinde bulunacağım. Belki bu yazı vesilesi ile aklınızda olmayan ama zevkle yazılar yazabileceğiniz bir blog için blog konusu fikriniz olabilir. Konuların yanında nacizane fikirlerimi de belirteceğim.

Teknoloji Blogu
Teknoloji üzerine o kadar çok blog var ki, üstelik bu konuyu kurumsal firmalar da ilke edinmiş olduğundan özgün ve güncel bir blogunuz olsa dahi başarı elde etmeniz zordur. Yine de ben teknoloji üzerine bir blog açacağım diyorsanız,  Cep telefonu, tablet, bilgisayar, televizyon, donanım, yazılım, internet vs.. gibi konularda bir çok makale yazabilirsiniz. İnternette teknoloji üzerine özgün ve güncel olan onlarca blog vardır. Bu blogları takip etmenizde ufkunuzu genişletecektir.

Seyahat / Gezi Blogu
Gezmeyi ve seyahat etmeyi seviyorsanız tavsiye edebileceğim bir iştigal konusudur. Gezdiğiniz ve gördüğünüz yerler hakkında yazılar yazmak hem zevkli hemde kolaydır. Yalnızca gördüklerinizi yazıya dökmeniz yeterlidir. Seyahat bloglarının da bir çok güzel örneği vardır. Zorluğu ise çok fazla gezmeye vakit bulamamaktır. Seyahat blogunuzu bir kaç kategoride değerlendirebilirsiniz. Yalnızca yaşadığınız şehirde gezdiğiniz yerleri anlatabilirsiniz. Yalnızca yurtiçi seyahatlerinizi yazabilirsiniz. Eğer imkanlarınız dahilinde yurt dışı gezileri yapıyorsanız insanlara daha ilginç gelecektir ve yurt dışında gördüğünüz/gezdiğiniz yerleri yazabilirsiniz.

Sinema / Film Blogu
Film izlemeyi seviyor ve film izlemeye yeteri kadar vakit ayırıyorsanız, tam size göre bir blog konusudur. Burada bir eksikliğe değinmek isterim. Ülkemizde film ve sinema blogu adı altında yayın yapan bloglar fragman ve film özeti paylaşmaktan öteye gidemiyor. Bu konuda büyük bir boşluk vardır. İzlediğiniz filmleri kendi yorumunuz ve anlatım üslubunuz ile anlattığınız bir blogunuz olur ve kısa zaman sonra film izlemek için bir şeyler arayan insanlar blogunuza gelerek izlediğiniz filmler üzerine yazdığınız incelemeleri okuyarak hangi filmi izleyecekleri hakkında fikir sahibi olabilirler. İzlediğiniz filmi izlemiş kişilerin olumlu ya da olumsuz yorumları ile içeriğiniz güçlenir.

Alış-Veriş Blogu
Genel de bayanların rağbet ettiği bir konudur ancak erkeklerinde ihmal etmemesi gerekir. Erkek ya da kadın farketmez hepimiz hayat mücadelesi içerisinde bir şeyler satın alıyoruz. Sadece kendiniz için satın aldığınız giyim, kuşam, elektronik, mobilya, beyaz eşya gibi ürünleri, alış sürecinizi, nereden aldığınızı, alırken yaptığınız araştırmayı yazarak çok güzel bir blog sahibi olabilirsiniz.

Otomobil Blogu
Bu konuda erkeklerin teveccüh gösterdiği bir konudur. Otomobilleri hangi erkek sevmez ki? Sevdiğiniz otomobilleri, markaları, arabaları ve yeni özellikleri anlatacağınız bir blog açabilirsiniz. İnternette yeni araba modelleri araştırarak geçirdiğiniz vakitleri blogunuza içerik üreterek değerlendirebilirsiniz. Yalnızca otomobil değil, motorsiklet, bisiklet gibi ek konularda da yazabilirsiniz.

Kültür - Sanat Blogu
Edebiyat, sanata, tiyatroya, sinemaya, şiire, öyküye, romana meraklıysanız tam size göre bir konudur. Okuduğunuz kitapları anlatabilir, gittiğiniz tiyatroları yazabilir, şiirler, öyküler paylaşabilirsiniz. Emin olun ki ülkemizde kültür-sanat konuların üzerine büyük eksiklikler mevcuttur.

Spor Blogu
Belkide en büyük eksikliklerden birisi de spor blogudur. Spor üzerine yazılar yazan çok az blog yazarı vardır. İzlediğiniz maç hakkında analizler yapabilirsiniz. Büyük televizyon programlarındaki yorumcular da izledikleri maçlar üzerine konuşarak program yapıyorlar. Sizde bu konu üzerine eğilerek, izlediğiniz maçları, yaptığınız sporları yazabilirsiniz.

Yemek Blogu
Yine kadınları ilgilendiren bir blog konusudur ancak erkek bir aşçının yemek deneyimleri ilgi çekici olabilir. Adana'da bir arkadaşım bekar evinde her akşam eve geldiğinde yaptığı pratik ve lezzetli yemekleri yapım aşamasından yeme aşamasına kadar resmedip, videoya çekip blogunda yayınlıyordu ve hatırı sayılır bir takipçisi vardı. Kadınlar da bu konu üzerine maharetlerini sergileyebilirler. Çok fazla yemek blogu olması gözünüzü korkutmasın bence her kadının yemek yapma şekli farklıdır. Mutlaka sizin yemek yapma stiliniz de farklılık yaratacaktır.

Eski Dergiler Blogu
Bir zamanlar aklımda olan ancak vakit sıkıntısından dolayı bir türlü hayata geçiremediğim blog projesidir. Eğer elinizde eski dergiler varsa, bu dergiler içerisinde yer alan yazıları internet ortamına aktararak bir blog oluşturabilirsiniz. Burada dikkat etmeniz gereken, yayınlayacağınız yazının daha önce internette yayınlanmamış olmasıdır. Tabi ki bu proje için hatırı sayılır bir dergi arşiviniz olmalıdır. Bende rahmetli babamdan kalan çok dergi vardır. 1970'lerden kalma gün yüzünü unutmuş dergilerdir. Eğer böyle bir arşive sahipseniz yada sahip olabiliyorsanız bu fırsatı değerlendirmenizi tavsiye ederim.

Kişisel Deneyim Blogu
Hangi işi yaptığınız önemli değildir. Sadece yaptığınız iş ile ilgili bir blog açarak sadece iş hayatınızda yaşadıklarınızı, edindiğiniz deneyimleri yazabileceğiniz bir blog açabilirsiniz. Doktor, öğretmen, avukat, teknisyen, esnaf, bakkal, tamirci hiç farketmez. Sadece deneyimlerinizi yazmanız bile yetecektir.

Yukarıda saydığım blog konularına daha bir çok başlık ekleyebiliriz. Sizinde aklınıza gelen blog konusu önerileriniz varsa yorum kısmından yazarak makalemize katkı sağlayabilirsiniz.

Yazar Hakkında ; SRGZ Blog (Webtasarım ve Teknoloji Blogu)

Blogger'ın Wordpress'i Sollayan Özellikleri



Profesyonel yada amatör bir çok blogcunun tartıştığı bir konudur. Blogger mi yoksa wordpress mi? sorusunun cevabını muhakkak ki bir çok blogcu farklı bir yorum şekliyle verecektir. Bir çok insan para vermeden bir blog sahibi olmak istiyor. Wordpress'in bütün özelliklerine hükmetmek istiyorsanız cebinizden bir miktar domain ve hosting için para çıkarmanız gerekecektir. Wordpress'in ücretsiz blog dağıtan bir servisi de mevcuttur ancak bu ücretsiz serviste bazı özellikler kısıtlıdır. Blogger'da ücretsiz bir servis olduğu için wordpress'in ücretsiz servisi ile karşılaştıracağız.

Bu makalede blogger ile wordpress'i karşılaştırmaktan ziyade blogger'ın wordpress'i sollayan özelliklerinden bahsedeceğim.

Google Etkeni
Blogger'dan hazırladığınız bir bloğun , wordpress'te hazırladığınız blogu geçen en önemli özelliği Google etkenidir. Google blogspot ile hazırlanmış blogları öz evladı , diğer ücretsiz blog dağıtan servislerden hazırlanmış blogları üvey evladı olarak görmektedir. Blogspot ile hazırladığınız bir blog bir kaç ay içerisinde pagerank değeri ile , ziyaretçi sayısı ile , google'da ki indexleri ile mesafe katedecektir.

Tema Seçeneği
Blogger için tasarlanmış temalardan herhangi birisni blogspot yönetim panelinden istediğiniz gibi yükleyebilir ve istediğiniz değişikliği yapabilirsiniz ancak wordpress'in size sunduğu temalardan birisini seçmek zorundasınız ve bu tema üzerinde sınırlı değişiklikler yapabilirsiniz. Blogspot içerisinde bulunan tema şablon motoru ile özgün bir tema dahi oluşturabilirsiniz.

Kurulumsuz Eklentiler
Wordpress'te eklenti olarak bileşen bölümünden sidebara eklenen eklentiler blogspot'ta otomatik olarak yer alıyor. Yerleşim bölümünden gadget ekle seçeneğinden istediğiniz bir çok eklenti kurulu haldedir ve size yalnızca sidebara eklemek kalır. Ücretsiz wordpress'te sadece mevcut eklentileri kullanmanız gerekiyor. Ftp seçeneği olmadığı için yeni bir eklenti kuramazsınız. 



Bilinçaltı Yönlendirme ve Subliminal Mesaj

Subliminal mesaj; günlük hayatta, okula giderken, yemek yerken, markette ürün seçerken, televizyon izlerken, radyo dinlerken kısacası hayatımızın her alanında gözümüzle veya kulağımızla anlamlandıramadığımız ancak beynimizin algılayabileceği seviyede oluşturulup bize karşı kullanılan bilinçaltı telkin yöntemidir.

Ses örneği üzerinden gidecek olursak; Normalde insanın kulağıyla duyabileceği belli bir frekans aralığı vardır. İnsan beyninin algısı ise daha düşük ya da daha yüksek frekansları algılayabilecek kapasitededir. Yani bu sesleri algılarız ama duyamayız bu ikisi arasında fark vardır, o kadar düşük seviyede algılar ki o sırada dikkat edip anlamlandıramayız, ancak beynimiz bunu kaydeder ve bir süre sonra aklımıza gelen kendi fikrimiz gibi ortaya çıkar.


15/2/2011 tarihinde kabul edilen
6112 Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun
Dördüncü Bölüm Madde 9/2 der ki;

"Ticarî iletişimde bilinçaltı teknikleri kullanılamaz."

Bunun anlamı devlet tarafından onaylanmış ve hakkında kanun çıkarılmış bir teknik olan bilinçaltı telkin yöntemleri sayesinde, beynimize; onların istedikleri birşeye ihtiyacımız olduğu fikrini yerleştirebiliyorlar.

Hadi canım sen de amma abarttın diyorsanız; konuyla ilgili daha iyi bir fikir sahibi olmanızı sağlayacak çok güzel bir video izlemenizi tavsiye ederim.

 

Yazı konuya giriş açısından genel bir fikir edinmek için hazırlanmıştır. Devamı gelecek...